İnsanlar Gerçekten Ölümden Çok Konuşmaktan mı Korkuyor?

Ölümden çok konuşmaktan korkulduğu sözü 1973 tarihli bir anketin yanlış okunmasından doğdu. Rakamın izini sürdük; gerçek tablo ne diyor?

Erhan Ali Yılmaz · 11 Ağustos 2026

Bu cümleyi hepimiz duyduk, çoğumuz bir yerde kullandık: "İnsanlar ölümden çok topluluk önünde konuşmaktan korkuyor." Bazen yanına bir rakam eklenir: "İnsanların yüzde 75'i konuşma korkusu yaşıyor." İkisi de eğitim salonlarında, sunum kitaplarının ilk sayfasında, sosyal medya gönderilerinde dolaşıyor.

İkisi de aynı yere dayanıyor. Ve ikisi de doğru değil.

Cümlenin kaynağı: 1973'te bir pazar araştırması

İz, 1973 yılına, Bruskin Associates adlı bir araştırma şirketinin yaptığı ankete çıkıyor. Katılımcılara bir korku listesi gösterildi ve hangilerinin kendilerini tedirgin ettiğini işaretlemeleri istendi. Birden fazla seçenek işaretleyebiliyorlardı.

Sonuç şuydu: yüzde 40,6 "bir grubun önünde konuşmayı", yüzde 18,7 ise ölümü işaretledi.

Buradaki fark küçük görünüyor ama her şeyi değiştiriyor. Bu bir sıralama değildi. Kimseye "en büyük korkunuz nedir" diye sorulmadı. Bir listede iki ayrı kutucuk işaretlendi. "Konuşmaktan korkuyorum" diyen biri aynı ankette "ölümden de korkuyorum" diyebilirdi — ve muhtemelen dedi.

"Ölümden çok korkulur" cümlesi tam olarak bu metodolojik farkın yanlış okunmasından doğdu. İki yüzde yan yana konuldu, birinin diğerinden büyük olmasına bakıldı; sorunun ne olduğuna bakılmadı.

Sonra Seinfeld geldi

Efsanenin kalıcı olmasını sağlayan şey bir araştırma değil, bir espri oldu. Jerry Seinfeld'in ünlü şakasına göre bir cenazede bulunan çoğu insan, methiyeyi okumaktansa tabutun içinde olmayı yeğlerdi.

Şaka mükemmel çalışıyor: komik, kısa, hatırlanabilir. Ve hatırlanabilir olan şey, doğru olan şeyden çok daha hızlı yayılıyor.

Reklamcılıkta yıllarca gördüğümüz şeydi bu. Bir rakam ya da bir cümle, kanıtlandığı için değil, insanların zaten hissettiği bir şeye isim verdiği için yayılıyor. Sahneye çıkmadan önce midesi düğümlenen biri "ölümden çok korkuluyormuş" cümlesini duyduğunda bir yandan rahatlıyor — "demek normalim" — bir yandan da korkusunun boyutuna dair abartılı bir inanç ediniyor.

Peki yüzde 75 nereden geliyor?

Hiçbir yerden. Bu rakamın izlenebilir bir kaynağı yok.

Rakamı kullanan sayfaları takip ettiğinizde birbirine çıkıyorsunuz: bir yazı başka bir yazıyı kaynak gösteriyor, o da bir üçüncüsünü. Zincirin sonunda bir çalışma yok. Yüzde 75, kaynağı olmayan ama herkesin kullandığı bir rakam.

Bir rakamı nasıl kontrol ederiz

Bu seride uyguladığımız yöntem basit ve herkes yapabilir.

Önce dipnota bakarız: rakamı veren sayfa kimi kaynak gösteriyor? Sonra o kaynağa gideriz ve aynı soruyu bir kez daha sorarız. Bunu, ya bir çalışmaya varana ya da zincir kopana kadar tekrarlarız. Zincir kopuyorsa o rakamı kullanmayız — ne kadar işimize gelirse gelsin.

Üçüncü adım en çok atlanan adım: çalışmaya vardığımızda sorunun nasıl sorulduğuna bakarız. 1973 anketinde olan tam olarak buydu. Rakam doğruydu; yanlış olan, o rakamın hangi soruya ait olduğuydu.

Gerçek tablo ne diyor?

İşin ilginç tarafı şu: gerçek rakamlar zaten yeterince güçlü. Abartıya ihtiyaç yok.

Amerika'da yürütülen ulusal eş-tanı çalışmasında (Ruscio ve arkadaşları, 2008) topluluk önünde konuşma korkusu, sosyal korkular arasında en yaygın olanı çıktı: yaşam boyu yaklaşık yüzde 21. Yıllık korku anketlerinde ise "topluluk önünde konuşmaktan korkuyorum" diyenler genellikle üçte bir bandında geziyor.

Yani her üç kişiden biri. Bir toplantı odasında sekiz kişi varsa, iki ya da üçü, sıra kendisine geldiğinde sizin hissettiğinize benzer bir şey hissediyor. Salonda yalnız değilsiniz — ve bunu söylemek için hiçbir rakamı şişirmeye gerek yok.

Mit neden zararlı?

Yanlış bir rakamı düzeltmek ukalalık gibi görünebilir. Ama bu iki mitin somut bir maliyeti var.

"Ölümden çok korkuluyor" cümlesi konuşma korkusunu tuhaflaştırıyor. Onu insan ölçeğinin dışına çıkarıyor, neredeyse patolojik bir şeye dönüştürüyor. Bunu duyan kişi kendi heyecanını da o ölçekte okumaya başlıyor: "Demek bende olan şey, ölüm korkusundan büyük bir şey." Böyle bir çerçevede çalışmak zor.

Gerçek veri ise tam tersini yapıyor: normalleştiriyor. Yüzde 21 ya da üçte bir, "sende bir arıza var" demiyor; "bu, insanların önemli bir kısmının yaşadığı bir şey" diyor. Normalleşen bir korkuyla çalışılabiliyor. Tuhaflaştırılan bir korkuyla çalışılamıyor, çünkü onunla ilgili yapılan ilk şey saklamak oluyor.

Bir şeyin adını doğru koymak onu küçültmez. Üzerinde çalışılabilir hâle getirir.

Peki ne yapmalı?

Bu yazının konusu değil — ama merak edenler için bir işaret bırakalım: konuşma heyecanının neden ortaya çıktığını ve nasıl yatıştığını okulumuzun sayfasında ayrıntısıyla anlattık, konuşma heyecanı.

Bizim buradaki işimiz daha küçük ve daha inatçı bir şey: bir cümlenin nereden geldiğine bakmak. Çünkü yanlış bir rakamla kurulan her cümle, doğru olabilecek bir cümlenin yerini kapatıyor.

İlgili yazılar

Tüm yazılar