Öğrenme Stilleri Gerçek mi? Görsel, İşitsel, Kinestetik

Görsel, işitsel, kinestetik ayrımı çok yaygın. Kendi stilinize göre öğretilmenin öğrenmeyi iyileştirdiğine dair sağlam kanıt ise yok. Peki ne var?

Erhan Ali Yılmaz · 12 Ağustos 2026

Bir eğitim programına bakarken karşınıza çıkar: "Önce öğrenme stilinizi keşfedin." Kısa bir test, sonunda bir etiket. Görselseniz şema ve infografik, işitselseniz anlatım ve podcast, kinestetikseniz uygulama ve hareket. Kulağa makul geliyor, çünkü herkesin bir tarzı olduğu hissi tanıdık. Türkiye'de eğitim satan neredeyse herkesin dilinde bu ayrım var.

Fikir sınandığında beklenen sonuç çıkmadı.

İddia tam olarak ne

Burada iki ayrı cümle var ve karıştırıldıkları için tartışma sürüyor.

Birincisi: insanların tercihleri vardır. Kimimiz bir şemayı okumayı sever, kimimiz dinlemeyi, kimimiz elini kullanmayı. Bu cümle doğru; kendinizi tanıyorsanız zaten biliyorsunuz.

İkincisi: kişiye kendi stiline göre öğretilirse daha iyi öğrenir. "Eşleştirme" iddiası budur ve öğrenme stilleri testlerinin tamamı bunun üzerine kurulu. Testin bir işe yaraması için bu ikinci cümlenin doğru olması gerekir.

İlkinin doğru olması ikincisini doğru yapmıyor.

Kanıt ne diyor

2008'de Harold Pashler ve ekibi bu literatürü baştan sona taradı. Önce şunu tanımladılar: iddianın doğru olduğunu göstermek için nasıl bir çalışma gerekir?

Cevap açık. Katılımcıları stillerine göre ayıracaksınız, sonra öğretim biçimini rastgele atayacaksınız — görsel olduğu belirlenen kişilerin bir kısmına görsel, bir kısmına işitsel öğretim. Sonunda hepsine aynı sınavı vereceksiniz. Eşleştirme iddiası doğruysa görseller görsel öğretimde, işitseller işitsel öğretimde öne çıkmalı.

Bu çapraz tasarım şart, çünkü "görsel öğrenenler görsel anlatımda iyi sonuç aldı" cümlesi tek başına hiçbir şey söylemez. Belki o anlatım herkes için iyiydi. İddianın sınanabilmesi için karşılaştırmanın çapraz olması gerekiyor.

Bu tasarımı kullanan çalışma sayısı çok azdı. Kullananların çoğunda beklenen kesişim çıkmadı; bir kısmı tersi yönde sonuç verdi. Ekibin vardığı sonuç şuydu: eşleştirme hipotezini destekleyen sağlam deneysel kanıt yok.

Aradan geçen zamanda tablo değişmedi.

Peki neden bu kadar yaygın

Çünkü bir inanç, kanıttan bağımsız yayılabiliyor.

2012'de Dekker ve ekibi İngiltere ve Hollanda'daki öğretmenlere beyinle ilgili yaygın inançları sordu. Öğrenme stilleri maddesinde katılımcıların yüzde 90'ından fazlası mite inandığını gösterdi. Bunlar konuya ilgi duyan, kendini geliştirmeye çalışan öğretmenlerdi.

Fikrin ayakta kalma nedenlerini tahmin etmek zor değil. Gurur okşuyor: herkesin kendine özgü bir öğrenme biçimi var. Uygulanabilir görünüyor: bir test, bir etiket, bir plan. Ve yanlış olduğunu fark etmek zor, çünkü tercih gerçek. İnsan sevdiği biçimde çalışırken kendini iyi hissediyor; iyi hissetmeyi de öğrenmiş olmakla karıştırıyor.

Yanlış olması neden önemli

Zararsız bir inanç gibi görünüyor. Değil.

Etiket bir kez kondu mu daraltıyor. Kendini "görsel" sayan bir katılımcı, anlatılan bir konuda baştan geri çekiliyor: "ben zaten böyle öğrenmiyorum." Bu cümle bir teşhis gibi söyleniyor ama işlevi başka — denememek için bir izin.

İkincisi, eğitmenin emeğini yanlış yere harcatıyor. Üç ayrı kanal için üç ayrı materyal hazırlamak ciddi iş. Aynı emek, içeriği daha iyi örneklerle kurmaya ya da katılımcıya bilgiyi geri çağırtacak bir alıştırma tasarlamaya gitseydi daha çok karşılığı olurdu.

Üçüncüsü, işe yaramadığında fatura öğrenene kesiliyor. Eşleştirme yapıldı, yine olmadı; demek ki test yanlış çıkmış, ya da kişi karma bir tipmiş. Kendini çürütülemez hâle getiren her açıklama gibi bu da bir yerden sonra bilgi vermeyi bırakıyor.

Ayakta kalan ne

Tercihler ayakta. Etiketler değil.

Öğrenmeyi gerçekten değiştirdiği gösterilen şeyler başka bir yerde duruyor.

İçeriğe uygun kip. Bir harita görselle öğretilir, bir telaffuz sesle, bir el becerisi yaparak. Burada belirleyici olan öğrenenin stili değil, konunun kendisi. Kendini kinestetik sayan biri de haritayı görerek öğrenir.

Aynı bilgiyi birden çok biçimde kodlama. Bir kavramı hem anlatmak hem çizmek, tek kanaldan vermekten daha iyi tutunuyor. Bu, kişiye göre kanal seçmekten farklı bir şey: herkese birden çok kanal.

Geri getirme pratiği. Bilgiyi tekrar okumak yerine hatırlamaya çalışmak. Rahatsız edici olan kısım, tam da işe yarayan kısım.

Üçünün ortak yanı şu: hiçbiri kişiye özel bir etiket gerektirmiyor.

Bizim görüşümüz

Yetişkin eğitimi tasarlarken doğru soru "bu kişinin stili ne" değil. "Bu içerik hangi biçimde en iyi taşınır" ve "kişi bunu nerede geri çağıracak".

Katılımcı anlamadığında "demek ki görsel değil, işitselmiş" demek kolay. Aynı anda sorulabilecek daha verimli sorular var: anlatım fazla mı hızlıydı, örnek katılımcının kendi dünyasından mıydı, bilgi o oturumda hiç geri çağrıldı mı.

Eğitmen yetiştirirken üzerinde durduğumuz ayrım tam olarak bu: yöntemi katılımcının etiketine değil, içeriğe ve o içeriğin nerede kullanılacağına göre kurmak. Bu yaklaşımı Mindfulness Academy'nin eğitmenlik programında ayrıntılı anlatıyoruz.

Kendi stilinizi merak ediyorsanız cevap muhtemelen zaten elinizde: en son gerçekten öğrendiğiniz şeyi nasıl öğrendiğinizi düşünün. Büyük ihtimalle bir teste değil, birkaç kez geri dönmüş olmanıza borçlusunuz.

İlgili yazılar

Tüm yazılar